29 Mayıs 2014 Perşembe

Neden Haşimatolu Olduk?

Haşimatonun tedavisi olmayan bir hastalık olduğunu öğrendiğimde ilk düşündüğüm şey neden bu hastalığa yakalandığımdı. Bildiğiniz gibi bu otoimmun bir hastalık yani vücudumuz kendi kendine yapıyor bunu. Antikorlarımız aslında zararsız olan tiroid hormonu tehlike olarak görüp kaynağa saldırıyor. Bu neden oluşmuş olabilir diye doktoruma sorduğumda aşırı yorgunluk ve stres kaynaklı dedi ve o zamanki şartlarımı açıklayan mükemmel bir cevap olduğu için öyle de kabul ettim. Sonrasında çevremde çok daha huzurlu ve sakin hayatları olan kuzenlerimin ve arkadaşlarımın da birer birer haşimatolu olduklarını söylemeleriyle bu inancım sarsıldı. Başka bir doktor bu hastalığın kalıtsal olduğunu annemde, halalarım ya da teyzelerimde olabileceğini söyledi. Araştırdık, testler yapıldı, hiçbirinde bu hastalık yok. Başka bir etki olmalıydı. 

Bu konuda makaleler okumaya başladım (çok ileri gittim biliyorum ama tıpçı olmamama rağmen tıp makaleleri okudum). İlk olarak selenyum eksikliğinin bu ve bununla birlikte birkaç hastalığı daha yol açtığını öğrenerek bunun üzerine gittim. Özet olarak okuduklarımı aktacak olursam; Selenyum vücudumuza çok az oranda gereken ancak hormonların işleyişinde hayati öneme sahip bir mineral. Yanlış tarım uygulamaları ve çok fazla işlenen toprak yüzünden, özellikle de Türkiye'de toprak yüzeyindeki selenyumun çok azalmış olduğu ve normal beslenme yolu ile ihtiyacımız olan oranda selenyumu alamadığımız belirtiliyordu.  Bu nedenle bağışıklık sistemi hastalıkları, kısırlık vs gibi hastalıkların ortaya çıktığı anlatılıyordu. Bunun üzerine Selenyum ve E vitamini (selenyumun olası yan etkilerini azaltmak ve yararlanımını arttırmak için) ile yapılacak bir kür öneriliyordu. Ben bir yıl bu kürü yaptım, çözüm değildi ancak yararlarını görmedim diyemem. Bu konuyu başka bir yazımda ayrıntılı olarak anlatacağım.

İkinci inancım ve sanırım bir çok kişinin artan hastalık ve kanser vakaları nedeniyle aynı fikirde olduğu üzere Çernobil faciasının etkileri oldu. Ben 80'lerde büyüdüm. O dönemde büyüme çağında olan bir çok arkadaşımda da tiroit hastalıkları mevcut. Radyasyonlu yiyecek ve içecekleri tüketmek (özellikle de çay) bizim otoimmun bir hastalığa sahip olmamızı tetiklemiş olabilir. Bu da bir çeşit mutasyon olmalı dedim, vücudum kendi organına karşı savaş veriyor çünkü...

Bugünlerde ki inancım da okuduğum bir gazete haberini yorumlamamla oluştu. Buna göre iyotsuzluğa alışmış bir bünyeye birden aşırı iyot girişi olursa tiroit hastalıkları oluşabiliyordu. Ben 80'lerde çocukken tuzlar iyotsuzdu. Daha sonra o dönemde sağlık bakanlığının aldığı bir kararla tüm tuzlar iyotlu olarak satılmaya başlandı. Ben de tatlıdan çok tuzlu şeyleri seven bir çocuktum. Büyüme çağımda önce iyotsuz besinler tüketmeye alışmışken birden çok fazla iyot almaya başladım. Belki de o dönem buna maruz kalanlar şimdinin tiroit hastalarıdır. Tabii bu anlattıklarımı hiçbir bilimsel veriye dayandıramam, çünkü ne 80 öncesi, ne de sonrası haşimatolu ya da tiroit hastası sayılarını ya da bunların artış - azalış oranlarını bilmiyorum. Bunlar tamamen teori! (benim akıl yürütmelerim :) )

Bu hastalık hakkında bilgiler gün geçtikçe artıyor. İyi bir endokrinolog bulup ona da bu hastalığın nedenlerini sormam gerek (tabii herhangi bir hastanede beni muhattap alıp sorularıma doğru düzgün yanıt veren bir doktor bulabilirsem). Aldığım cevabı buraya eklerim zaten.

Görüşmek üzere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder