29 Mayıs 2014 Perşembe

Haşimato Tedavisinde Selenyum İşe Yarar mı?

Selenyumun Haşimato hastalığının tedavisinde kullanıldığını ilk kez Uzman Dr. Ömer Türker'in bir makalesinde okumuştum ancak o dönem gittiğim doktorlara selenyum tedavisinden bahsettiğimde bilgileri olmadığını ancak bu minerali belli dozlarda kullanmamın sakıncası olmayacağını ve deneyebileceğimi söylemişlerdi.

Selenyum günlük olarak ortalama 70 mikrogram kadar kullanılması gereken bir mineral ancak haşimato tedavisinde 200 mikrogram kullanılması gerekiyor, aksi takdirde işe yaramıyor. Selenyum kullanılan dönemde antikorların tiroit bezine saldırması baskılanıyor. Makaleye göre bu tedaviyi bir yıl boyunca uygulamak gerekiyor. Bir yıllık kür sonrasında hastaların bir kısmında tamamen iyileşme, bir kısmında da hastalığın seyrinde yavaşlama görülüyor. Eczaneden bu minerali alırken olası yan etkilerini azaltmak ve yararlanımını arttırmak için E vitamini ile birlikte kullanmamı önerdiler. E vitaminini de 100 ya da 200 mikrogram kadar kullanabiliriz.

Bir yıl boyunca düzenli olarak selenyum ve E vitamini kürünü uyguladım ancak makalede yeterli bilgi olmadığından ve doktorlarım da bilgi vermediğinden, kür süresince günlük kullanmam gereken tiroit hormonu hapını almadım.  Bu süre içerisinde 3 ayda bir tahlillerimi yaptırdığımda hormon hapı kullanmamış olmama rağmen hormon düzeyleri hep normal çıktı. Bu yüzden işe yarayacağına çok emindim ancak kür bittikten bir süre sonra yaptırdığım tahlillerde yine sonuçlar farklıydı ve tekrar hormon hapı kullanmaya başladım. Ancak anti-tpo oranı çok az artmıştı, oysa diğer arkadaşlarımda çok daha fazla artış olmuştu. Ben de bu kürün, hastalığın seyrini yavaşlattığını görmüş oldum. Aslında kür sonrası günlük gereken selenyum dozunu almaya devam etmem gerekirdi ancak midem bunu daha fazla kaldırmadığı için bıraktım. Daha önceki yazımda da belirttiğim üzere besinlerden gerekli miktarda selenyum alamıyoruz. Bu yüzden destek olarak dışarıdan almakta fayda var.

Selenyum ve E vitamini kürünün bana bir artısı da cildimin daha önce hiç olmadığı kadar güzel olması, sırtımı ve boynumu kaplayan sivilcelerin ve sivilce izlerinin tamamen yok olması, saç dökülmemin durması oldu :) Sonra aynı kürün 3 aylık bir periyotta cilt tedavisinde de kullanıldığını okudum.

Sonuç olarak haşimatonun hormon desteği dışında bir tedavisi yok, olası tedaviler ise haşimato ile birlikte gelen diğer hastalıklar için yapılabiliyor. Bu durumda bu kürü denemenin hiç bir sakıncası yok. Kürle ilgili bilgiyi http://www.hasimato.com/ adresinden teyyit edebilirsiniz. Bakarsınız siz de bu hastalıktan tamamen kurtulan kişilerden olursunuz :)

Sevgiler...

Neden Haşimatolu Olduk?

Haşimatonun tedavisi olmayan bir hastalık olduğunu öğrendiğimde ilk düşündüğüm şey neden bu hastalığa yakalandığımdı. Bildiğiniz gibi bu otoimmun bir hastalık yani vücudumuz kendi kendine yapıyor bunu. Antikorlarımız aslında zararsız olan tiroid hormonu tehlike olarak görüp kaynağa saldırıyor. Bu neden oluşmuş olabilir diye doktoruma sorduğumda aşırı yorgunluk ve stres kaynaklı dedi ve o zamanki şartlarımı açıklayan mükemmel bir cevap olduğu için öyle de kabul ettim. Sonrasında çevremde çok daha huzurlu ve sakin hayatları olan kuzenlerimin ve arkadaşlarımın da birer birer haşimatolu olduklarını söylemeleriyle bu inancım sarsıldı. Başka bir doktor bu hastalığın kalıtsal olduğunu annemde, halalarım ya da teyzelerimde olabileceğini söyledi. Araştırdık, testler yapıldı, hiçbirinde bu hastalık yok. Başka bir etki olmalıydı. 

Bu konuda makaleler okumaya başladım (çok ileri gittim biliyorum ama tıpçı olmamama rağmen tıp makaleleri okudum). İlk olarak selenyum eksikliğinin bu ve bununla birlikte birkaç hastalığı daha yol açtığını öğrenerek bunun üzerine gittim. Özet olarak okuduklarımı aktacak olursam; Selenyum vücudumuza çok az oranda gereken ancak hormonların işleyişinde hayati öneme sahip bir mineral. Yanlış tarım uygulamaları ve çok fazla işlenen toprak yüzünden, özellikle de Türkiye'de toprak yüzeyindeki selenyumun çok azalmış olduğu ve normal beslenme yolu ile ihtiyacımız olan oranda selenyumu alamadığımız belirtiliyordu.  Bu nedenle bağışıklık sistemi hastalıkları, kısırlık vs gibi hastalıkların ortaya çıktığı anlatılıyordu. Bunun üzerine Selenyum ve E vitamini (selenyumun olası yan etkilerini azaltmak ve yararlanımını arttırmak için) ile yapılacak bir kür öneriliyordu. Ben bir yıl bu kürü yaptım, çözüm değildi ancak yararlarını görmedim diyemem. Bu konuyu başka bir yazımda ayrıntılı olarak anlatacağım.

İkinci inancım ve sanırım bir çok kişinin artan hastalık ve kanser vakaları nedeniyle aynı fikirde olduğu üzere Çernobil faciasının etkileri oldu. Ben 80'lerde büyüdüm. O dönemde büyüme çağında olan bir çok arkadaşımda da tiroit hastalıkları mevcut. Radyasyonlu yiyecek ve içecekleri tüketmek (özellikle de çay) bizim otoimmun bir hastalığa sahip olmamızı tetiklemiş olabilir. Bu da bir çeşit mutasyon olmalı dedim, vücudum kendi organına karşı savaş veriyor çünkü...

Bugünlerde ki inancım da okuduğum bir gazete haberini yorumlamamla oluştu. Buna göre iyotsuzluğa alışmış bir bünyeye birden aşırı iyot girişi olursa tiroit hastalıkları oluşabiliyordu. Ben 80'lerde çocukken tuzlar iyotsuzdu. Daha sonra o dönemde sağlık bakanlığının aldığı bir kararla tüm tuzlar iyotlu olarak satılmaya başlandı. Ben de tatlıdan çok tuzlu şeyleri seven bir çocuktum. Büyüme çağımda önce iyotsuz besinler tüketmeye alışmışken birden çok fazla iyot almaya başladım. Belki de o dönem buna maruz kalanlar şimdinin tiroit hastalarıdır. Tabii bu anlattıklarımı hiçbir bilimsel veriye dayandıramam, çünkü ne 80 öncesi, ne de sonrası haşimatolu ya da tiroit hastası sayılarını ya da bunların artış - azalış oranlarını bilmiyorum. Bunlar tamamen teori! (benim akıl yürütmelerim :) )

Bu hastalık hakkında bilgiler gün geçtikçe artıyor. İyi bir endokrinolog bulup ona da bu hastalığın nedenlerini sormam gerek (tabii herhangi bir hastanede beni muhattap alıp sorularıma doğru düzgün yanıt veren bir doktor bulabilirsem). Aldığım cevabı buraya eklerim zaten.

Görüşmek üzere...